Fest Travel kurucusu sevgili Faruk Pekin, 2012 yılında yaptığı "Tarihe Yolculuk" başlıklı söyleşilerin birinde de Avrasya Tüneli ya da "lastik tekerlekli araç tüneli"ni konu almış, halk sağlığı ve evrensel kültür mirası üzerindeki riskleri ve tehditlerini uzmanlar ve bilim insanlarıyla tartışmıştı...
Video'yu izlemek için tıklayın:
Faruk Pekin'le "TARİHE YOLCULUK" 12. Bölüm
27 Ağustos 2015 Perşembe
27 Mayıs 2015 Çarşamba
"Şehir Turizminde Ciddi Bir Koordinasyon Eksikliği Var"
Resort Dergisi'nin 149. sayısındaki dosya konularından biri de "Şehir Turizmi" idi. Bu konuda benimle yapılan röportaj 32. sayfada:
"Şehir Turizminde Ciddi Bir Koordinasyon Eksikliği Var"
"Şehir Turizminde Ciddi Bir Koordinasyon Eksikliği Var"
RESORT Dergisi - “Şehir Turizmi” Haber Dosyası - Nisan 2015
Resort Dergisi- Türkiye’nin şehir turizmindeki durumunu değerlendirir misiniz? Turizmde önemli yol kat etmiş bir ülke olarak Türkiye, bu alanda olması gereken yerde mi?
Kasım Zoto- Türkiye'de “şehir turizmi” deyince akla hemen İstanbul geliyor ama zaman içinde İzmir ve Ankara’nın da onu takip ettiği görülüyor. Yeni bir değişim ise sınırların rahatlaması. Böylece, Gaziantep, Van, Diyarbakır, Mardin, Antakya, Trabzon, Edirne ve benzeri şehirler de bu pazarın adayları.
Türkiye’nin şehir turizmi olması gereken yerde mi? Tabii ki hayır. Bizde “ürün tarlada kendi başına gelişir” yaklaşımı hâkim iken hele...
RD- Şehir turizminde İstanbul önemli avantaj ve potansiyele sahip. Bunları yeterince kullanabiliyor mu?
KZ- İstanbul minimum 2000 yıllık bir marka, tarih, kültür, coğrafi konum olarak önemli bir avantaj ve potansiyel, onu yeterince kullanıyor muyuz? Kent turizmi sadece “yatak üretmek” olarak görülüyor. Oysa genel olarak şehir turizmi; havalimanında başlayan, taksi ile devam eden, otel, yürüdüğünüz yol, yemek yediğiniz lokantalar, kafeler, eğlenebileceğiniz mekânlar, ziyaret edeceğiniz müzeler ve sergiler ve tabii ki şehrin size verdiği güvenlik duygusu demek. Bütün bunlar da çok ciddi bir koordinasyon gerektiriyor…
RD- İstanbul şehir turizmi açısından Avrupa’daki Paris, Roma, Madrid, Londra gibi önemli rakiplerine göre hangi konumdadır? Bu şehirlere göre İstanbul’un avantaj ve dezavantajları nelerdir?
KZ- İstanbul ile sözünü ettiğiniz şehirlerdeki en önemli fark, sektörün sürdürülebilirliliği… Bu şehirlere turist pazarlarından hem hızlı tren hem karayolu ile de ulaşılabiliyor. İstanbul’a ise yüzde seksen - doksan hava yolu ile ulaşılabiliyor. Bugün için İstanbul’a yeni talep olsa da havalimanlarımızın kapasitesi yeterli değil... “Yeni” havalimanı mı? Görmeden paçaları pek sıvamamak gerekiyor.... İstanbul’un avantajı, önemli pazarlara 2 - 3 saatlik uçuş mesafesinde olması ve bu pazarların müşterilerine asıl ilginç gelen ise onun “kültürü, yaşam tarzı ve dinamizmi”...
RD- İstanbul’da şehir turizminde daha çok Avrupa pazarlarının ağırlıkta olduğu görülüyor. Yeni pazarlar için neler yapılmalı?
KZ- Talep Çin, Hindistan, Japonya, Malezya gibi ülkelere yani gittikçe doğuya doğru kayıyor. Bu ülkeler önemli pazar adayları. Yeni pazarlar için önemli olan daha önce yapılan yanlışların daha az tekrarlanması, tıpkı Tirol balıkçılığını bırakıp, sürdürülebilir bir balıkçılık yapsak balıklarımızı tüketmeyeceğimiz gibi!
RD- Türkiye’de şehir turizminde öne çıkmaya aday sizce başka hangi şehirler olabilir? Bu şehirlerin bu alanda ilerlemesi için neler yapılabilir?
KZ- Sınıra yakın kentlerimizde potansiyel var. Bunun için de en önemli unsur siyasettir.
RD- Siz Armada Otel olarak şehrin yerel dokusunu öne çıkaran etkinliklere de zaman zaman imza atıyorsunuz. Şehir turizminin gelişmesinde bu tür girişimlerin rolü ve önemi nedir? Sektör ve kamu bu anlamda yeterince iş birliğine gidiyor mu? Gidemiyorsa nedenleri nelerdir?
KZ- Yukarıda bahsettiğim gibi bir şehre hiç kimse bir otelde kalmak için gelmez. Şehri gezmek, görmek, tanımak, eğlenmek ve onun doğal, yerel, farklı lezzetlerini tatmak için gelir. Güneyde bir “resort” misafiri, ihtiyaçlarının yüzde seksen - doksanını kaldığı tesiste sağlar, burada tesisin başarısı aynı zamanda destinasyonun başarısıdır. Ancak şehir turizminde ürün, birbiriyle ilişkili olmayan en az 10 bileşenin bir araya gelmesi ile tamamlanıyor ve memnuniyet ancak o zaman oluşabiliyor. Dolayısı ile burada koordinasyon ve toplu kalite zinciri çok önem taşıyor. İstanbul’un sadece uluslararası turizm pazarından aldığı pay 11 milyar doların üstünde. Ama bu 11 milyar dolarlık sanayinin bir CEO’su yok işte!
27 Ocak 2015 Salı
Friedrichshafen: Endüstri, Çevre ve Sanatın Akılcı Birlikteliği
Geçtiğimiz Aralık ayı bitmeden, Küçük Oteller Derneği'nin, Rational ve Winterhalter firmalarının işbirliğiyle hazırladığı, Almanya bazlı bir eğitim ve tanıtım gezisine 20'nin üzerinde meslekdaşla birlikte katılma fırsatım oldu. Bu gezinin amacı, hem bu sektörde ve bu alanlardaki teknik yenilikleri öğrenmek hem de aynı lisanı konuştuğumuz ve aynı problemleri olan insanlarla birkaç günü birlikte geçirmekti...
Seyahat 3 gün sürdü ve bu 3 gün içinde Almanya'yı, Avusturya'yı ve İsviçre'yi gezme fırsatımız oldu. Almanya'da Friedrichshafen'de konakladık. Konstanz Gölü kıyısındaki bu güzel şehir, pek çok zenginliğinin yanısıra bir de Zeplin Müzesi'ne sahip!
Bu gezinin en önemli kazanımları;
* Uzmanlaşmanın önemi: Gezmiş olduğumuz Rational firması neredeyse 1 yüzyıla yakındır sadece profesyonel, çok amaçlı akıllı fırın üretiyor. Winterhalter ise yine buna yakın bir süredir profesyonel bulaşık makinası üretiminde uzmanlaşmış.
* Ar-Ge'nin önemi: Her iki şirkette de en önemli departmanların Ar-Ge departmanları olduğunu görüp etkilendik. Her iki şirketin de Ar-Ge departmanlarının ana hedefi enerji maliyetlerini düşürmek ve daha etkin ürünler ortaya çıkarmak idi.
* Çevre, Teknik ve Estetik birlikteliği: Gözümüzden kaçmayan başka bir unsur da her iki fabrikanın da bizim ülkemizdeki "fabrika" kavramından çok ötede, bir fabrikadan çok özenle tasarlanmış birer "çağdaş sanat müzesi"ne benzemeleri oldu. Bu da şunu gösteriyor ki eğer istenirse, endüstri doğayı kirletmeden ve onunla uyumlu bir biçimde üretim yapabilir.
3 gün çabucak gelip geçti...
Bütün bunları gördükten sonra Armada için kısa vadede hemen bir akıllı fırın alıp orta vadede de bulaşık makinalarımızı değiştirmeyi planladık...
(Fotoğraflar için Sayın Gizem Karalar'a özel teşekkürler!)
![]() |
| Friedrichshafen... |
Bu gezinin en önemli kazanımları;
* Uzmanlaşmanın önemi: Gezmiş olduğumuz Rational firması neredeyse 1 yüzyıla yakındır sadece profesyonel, çok amaçlı akıllı fırın üretiyor. Winterhalter ise yine buna yakın bir süredir profesyonel bulaşık makinası üretiminde uzmanlaşmış.
* Ar-Ge'nin önemi: Her iki şirkette de en önemli departmanların Ar-Ge departmanları olduğunu görüp etkilendik. Her iki şirketin de Ar-Ge departmanlarının ana hedefi enerji maliyetlerini düşürmek ve daha etkin ürünler ortaya çıkarmak idi.
* Çevre, Teknik ve Estetik birlikteliği: Gözümüzden kaçmayan başka bir unsur da her iki fabrikanın da bizim ülkemizdeki "fabrika" kavramından çok ötede, bir fabrikadan çok özenle tasarlanmış birer "çağdaş sanat müzesi"ne benzemeleri oldu. Bu da şunu gösteriyor ki eğer istenirse, endüstri doğayı kirletmeden ve onunla uyumlu bir biçimde üretim yapabilir.
Rational ziyareti sırasında...
3 gün çabucak gelip geçti...
Bütün bunları gördükten sonra Armada için kısa vadede hemen bir akıllı fırın alıp orta vadede de bulaşık makinalarımızı değiştirmeyi planladık...
17 Aralık 2014 Çarşamba
2015'e Girerken Paris'ten Bir Kesit
![]() |
| Galerie Lafayette, Başaşağı Christmas ağacı! |
- Kentin aydınlatılması geçmiş senelerdeki kadar görkemli değil (tabii gene de İstanbul ile kıyaslanamaz). Yerel yönetimlerde bütçe kısıtlamaları görülüyor.
- Aynı şey, büyük alışveriş mağazalarında da var. Görmeye alışılan sofistike vitrin süslemeleri ve aydınlatmalar yerine daha idareli bütçeler sarfedilmiş.
- Alışveriş merkezleri dolu fakat insanların elindeki paketler eskisi kadar yoğun değil.
- Bir Cumartesi akşamı saat 20.00’de taksi bulmak imkansız iken duraklarda en azından müşteri bekleyen 5-6 arabalık kuyruklar var. Avrupa’da bir ekonomik sıkıntı olduğu her halinden belli.
![]() |
| Les Cocaliers, Languedoc |
| La Tour d'Argent'dan Paris... |
Konaklama: Bu seferki adresimiz de her zamanki gibi fiyat-kalite dengesinin mükemmel olduğu Hotel Langlois idi.
Kültür-Sanat: Klâsik müzeleri bir kaç kere gördüğümüz için Georges Pompidou’da Jeff Koons’un sergisini ve Frank Gehry’nin Louis Vuitton Vakfı için yaptığı Boulogne Ormanı’ndaki mimari şaheseri ziyaret etme fırsatı bulduk. Hava sıcaklığının -1 derece olmasına rağmen her iki etkinliğe de 1 saat kuyrukta bekleyerek girebildik. Bu da bu tür etkinliklerin şehir turizmine katkılarının ne kadar önemli olduğunun bir göstergesiydi.
![]() |
![]() |
| Frank Gehry'nin eseri yapı hakkında geniş bilgi şurada! | Arkada Karabey'ler, önde Müjde Mısırlı Zoto.... |
24 Nisan 2014 Perşembe
40 YILLIK BİR GECİKMEDEN SONRA...
Gençliğimde, Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı (TMGT) Turizm Bölümü'nde çalışırken, Sultanahmet, Divanyolu Caddesi üzerinde bulunan ofisimizde, dünyanın her tarafından gelen gençlere, uluslararası öğrenci kartı, öğrenci tren - uçak bileti ve enformasyon hizmeti verirdik...
Akşamları da yanıbaşımızda bulunan "Pudding Shop"ta veya Kurufasulyeci Hippi Yener'de, onların Avrupa'da başlayan ve Türkiye'den geçerek İran, Afganistan, Hindistan'da devam edip, Katmandu'da sonuçlanan gidiş veya dönüş öykülerini hayranlıkla dinlerdik... O zamanlarda böyle bir öykünün içinde kendimizi hayâl bile etmek imkânsızdı...
2014 Şubat'ında, Gürel Yontan arkadaşım, Mart başında Hindistan'da, Radjastan bölgesinde bir kamyon ile yapılacak ve 20 gün sürecek bir seyahate çıkacağını, mütevazı otellerde, yerel halkın evlerinde ve çadırlarda konaklayacaklarını söyledi. Sonra da benim, böyle bir seyahat için Müjde'den (eşim) izin almamın dahi söz konusu olamayacağını ekledi!!! Her Türk erkeği gibi ben de böyle bir itham altında kalamayacağım için Internet'ten acentanın (Dragoman) sitesine bağlanıp, hemen o tura kaydımı yaptırdım! Tur, Yeni Delhi'de başlayıp Mumbai'de (Bombay) bitiyordu. Kamyon, bu tür geziler için özel olarak tasarlanmış; üstünde çadırlar, sağında ve solundaki her boşluk piknik masa ve sandalyeleri, mutfak ekipmanları ile donatılmıştı...
14 kişilik grubumuza gelince... O tam bir "uluslararası karma" idi (Avustralya, Fransa, İngiltere, Almanya, İsviçre ve Türkiye!). En yaşlımız Gürel (75), en gencimiz de Lisa (21) idi...
Her gün sabah 05.00'de uyanıp, malzemelerimizi kamyona yükleyip yola koyuluyor ve 200 - 300 km yol alıyorduk.

Arada çölleri de geçtik... Hem de deve üzerinde!

Hindistan, tam bir kamyon cenneti! Bu kadar çok sayıda ve bu kadar büyük boyutlu kamyonu hayatımda bir arada görmemiştim. Yollar ise ya kötü ya da yapım aşamasında...

Ortalama saate 30 - 35 km hız ve çok zorlukla yol alabiliyorduk... Bu süre içinde arada bir durup, halkın içine karışmaya da çalışıyorduk...

Kamyoncu lokantalarında dinlenip, yemek yiyorduk (şimdi o anların fotoğraflarına baktığımızda biraz dehşete kapılıyoruz!)...
Akşamları da o günkü turun final noktasında ya çadırlarımızı kuruyor ya da eğer bir şehirde ve otelde kalıyorsak, daha önceki seyyahların tüyolarını okuyup, iyi bir yemek yeri bulmaya çalışıyorduk...
Bu macera sırasında birgün, uluslarası vakıfların atölyelerinin birinde, bir tam günü çocuklarla birlikte geçirip, onların yaşam ve oyun alanlarını paylaştık...
Bir başka gün, bir ailenin verdiği yemek kursuna katıldık, hep beraber Hint yemekleri yaptık ve yaptıklarımızı birlikte yedik.
Hindistan, 1milyar 300 bin kişinin yaşadığı bir ülke... Hinduizm, İsa'dan 1500 yıl önce doğmuş... 3 milyonun üzerinde tanrıları ve bir o kadar da efsaneleri var.
Bu topraklarda 190 milyonun üzerinde de müslüman yaşıyor. (Pakistan'dakinden daha fazla!)
En önemlisi, bu ülkede müthiş bir tarihi miras var! Her gün tapınakları, camiileri, türbeleri, sarayları geziyor...
ve her seferinde de gördüklerimize şaşırıp kalıyorduk...
Ben yaşadığım bu coğrafyada, tezatların ne olduğunu iyi bilen bir milletin ferdiyim, ama Hindistan'da bu konuda bildiğim her şeyi unutmak zorunda kalıyorum...


Aslında bu Hindistan Turu'nun tamamı 85 gündü. Biz bu turun 20 günlük kısmına katıldığımızdan, yola devam edecek olanlarla Bombay'da vedalaştık... Evet, böyle bir tura katılmak için belki vakit biraz geç idi, olabilir ama ne demişler? "Geç olması, hiç olmamasından evladır!"
![]() |
| Hippi Yener'in Lokantası- Sultanahmet |
Akşamları da yanıbaşımızda bulunan "Pudding Shop"ta veya Kurufasulyeci Hippi Yener'de, onların Avrupa'da başlayan ve Türkiye'den geçerek İran, Afganistan, Hindistan'da devam edip, Katmandu'da sonuçlanan gidiş veya dönüş öykülerini hayranlıkla dinlerdik... O zamanlarda böyle bir öykünün içinde kendimizi hayâl bile etmek imkânsızdı...
2014 Şubat'ında, Gürel Yontan arkadaşım, Mart başında Hindistan'da, Radjastan bölgesinde bir kamyon ile yapılacak ve 20 gün sürecek bir seyahate çıkacağını, mütevazı otellerde, yerel halkın evlerinde ve çadırlarda konaklayacaklarını söyledi. Sonra da benim, böyle bir seyahat için Müjde'den (eşim) izin almamın dahi söz konusu olamayacağını ekledi!!! Her Türk erkeği gibi ben de böyle bir itham altında kalamayacağım için Internet'ten acentanın (Dragoman) sitesine bağlanıp, hemen o tura kaydımı yaptırdım! Tur, Yeni Delhi'de başlayıp Mumbai'de (Bombay) bitiyordu. Kamyon, bu tür geziler için özel olarak tasarlanmış; üstünde çadırlar, sağında ve solundaki her boşluk piknik masa ve sandalyeleri, mutfak ekipmanları ile donatılmıştı...
| Kamyonumuz! | "JOY CITY" HATIRASI! | Bir TIR ve yanında bizim Kamyon... |
14 kişilik grubumuza gelince... O tam bir "uluslararası karma" idi (Avustralya, Fransa, İngiltere, Almanya, İsviçre ve Türkiye!). En yaşlımız Gürel (75), en gencimiz de Lisa (21) idi...
| "ELLORA"dayız... Oturanlardan sol baştaki Gürel... Ayakta, sağdan üçüncü de bendeniz... |

Hindistan, tam bir kamyon cenneti! Bu kadar çok sayıda ve bu kadar büyük boyutlu kamyonu hayatımda bir arada görmemiştim. Yollar ise ya kötü ya da yapım aşamasında...
Ortalama saate 30 - 35 km hız ve çok zorlukla yol alabiliyorduk... Bu süre içinde arada bir durup, halkın içine karışmaya da çalışıyorduk...
Kamyoncu lokantalarında dinlenip, yemek yiyorduk (şimdi o anların fotoğraflarına baktığımızda biraz dehşete kapılıyoruz!)...
| Gürel ile... Bu somyalar hem yatak hem masa! |
| Hint mutfağında amatör aşçı olmak! |
Aslında bu Hindistan Turu'nun tamamı 85 gündü. Biz bu turun 20 günlük kısmına katıldığımızdan, yola devam edecek olanlarla Bombay'da vedalaştık... Evet, böyle bir tura katılmak için belki vakit biraz geç idi, olabilir ama ne demişler? "Geç olması, hiç olmamasından evladır!"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







